Jul 19, 2009
Jul 15, 2009
radikal iki'den, YT şahane 1 yazı yazmış
Ölümünün tam zamanıydı
RADİKAL İKİ, 12/07/2009
Siyahtan beyaza döndü, erkekten uzaylıya. Cildi şeffaf, dünyalılarınkine benzemeyen bir uçuculuk edindi. Son estetik ameliyatları sonrası garip burnu ve yeni dudaklarıyla artık neredeyse bir çizgi kahramandı
YILDIRIM TÜRKER (Arşivi)
Michael Jackson’ın ölümü, bana kalırsa kimseyi şaşırtmadı. Dünyanın gözleri önünde ‘cereyan eden’ hayatının gelmiş olduğu nokta artık gösterişli bir son istiyordu. O da, kendinden önce gelen popüler kültür efsaneleri gibi bir gün evinde ölü bulundu. O da insana ait takvimin boyunduruğundan çoktan kurtulmuş; tuhaf, benzersiz bir varoluş serüveninde yalpalayıp duruyordu. Ağrı kesicilere bağımlılığı vardı. Hayatı zordu.
Jackson’ın hayatı, adeta mitolojik bir lanetin pençelerinde biçimlenmişti.
Çocukluğu olmadı. Hırstan gözü dönmüş yoksul bir babanın ağır işkencesi altında yaşadı.
Ününün doruklarındayken çocukluk grubundan kardeşi Tito, onun olağanüstü dansının provasına babasının yumruklarından kaçmaya çalışırken başladığını söyleyecekti.
Babası, durumun abartıldığını, Michael’ı çocukken yalnız ağaç dalı ve kemerle dövdüğünü, ama asla dayak atmadığını, dayağın sopayla atıldığını söylüyordu. Çocuklarını ağır işkence altında star yaptığıyla da övünüyordu.
Jackson’ın hayatının ironisi, nihai çöküşünü başlatan çocuk tacizi davası oldu. Çünkü onun hayatı başlıbaşına bir çocuk tacizi örneğiydi.
Bundan birkaç yüzyıl önce çocuklara yapılan ona da yapılmıştı. Devşirilmiş, iğdiş edilmiş, çocukluğundan ve hayatından kapı dışarı edilmişti. Doğduğu gün eğlence sektörüne satılmıştı.
Daha altı yaşında, Jackson Five’ın solisti olarak günde üç saati şan eğitimiyle, en az on saati kayıt ve provalarla geçiyordu. 69-75 arası 13 albüm çıkardılar.
Sonraki yükselişine bütün dünyayı tanık etti.
Tuhaf dönüşümüne de.
Besbelli kendi tuhaf varoluşuna bir kelebek kanadı yakıştırıyordu.
Siyahtan beyaza döndü, erkekten uzaylıya.
Cildi şeffaf, dünyalılarınkine benzemeyen bir uçuculuk edindi. Son estetik ameliyatları sonrası garip burnu ve yeni dudaklarıyla artık neredeyse bir çizgi kahramandı.
Yaşamadığı çocukluğundan edindiği şaşaalı sığınak, alameti farikası olmuştu. Dünyanın gözleri üstündeydi. 40’ına geldiğinde dünya ondan sıkılmaya başlamıştı.
Bu eşsiz popüler kültür ikonunu bir onyılın rafına kaldırmanın zamanı gelmişti.
Çocuklara yönelik taciz davaları yardıma koştu.
Cinsel ve ırksal kimliklerin dünyasında ne beyaz ne siyah, ne kadın ne erkek, ne çocuk ne yetişkin olarak asılı kalmış olan bu yaratığın maskesini indirmenin tam zamanıydı.
Starları kurup inşa ederken duyulan şehvet, parçalarına ayırırken de duyulur. Popüler şöhret hikâyelerinde mutlaka gürültülü bir çöküş vardır.
Nitekim makyajı akmaya başlayan bu Peter Pan’ın rüyası da, kucaktaki bir bebeğe gülümseseniz size neredeyse çocuk tacizcisi muamelesini uygun gören bir toplumda, ancak 40 yaşında edinebildiği ruh akranlarıyla evde kamp kurup sabahladığı için hoyratça paramparça edilecekti.
O gün hızlandı çürümesi bedeninin.
Dorian Gray’in portresi gibi kısa zamanda beli büküldü. Saçlarının dökülmüş olduğu, dünyaya otopsi raporuyla birlikte sunuldu.
Otopsi raporu bile tarihi bir belge olarak kamusallaştırıldı.
Bütün şanı ve maddi gücü ile kendine çoktan yitip gitmiş, ıskalanmış çocukluğunu yeniden, içinde kalmış olduğu gibi kurmak istemişti. Çocuk tacizcisi olarak gitti.
Bütün çağ starları gibi efsaneyle mumyalanıp katafalkına yerleştirildi.
Herkesin gençliğinin, çocukluğunun bir anısı oluverdi.
Onun ölümüyle sanki dünya bir an soluklanıp regresyona girdi. Ardında bırakmış olduğu son 40 yıla hüzünle yandı.
Hayat boyu büyümemiş bu adam, herkesin yitirilmiş çocukluğu oldu.
Şan şöhret sektörü, fanfarlar eşliğinde, gözümüzün önünde bir çocuğu kurban etti.
İnceden bir vicdan sızısı olabilir mi şimdi herkesi hüzünlendiren?
Jul 14, 2009
culture galaxy
öfkem sonunda kurguya battı. oturup buna odaklanmayı 'afford' edecek imkanı (nkd) bulunca pembe dizi formatından çıkıp, deneyimizi kamuya kapattık (flamingo-tefrikayı kapattık), e ünlü türk büyükleri moğollar whw'ye ne demiş -parayı veren bienali çalar.
benim için hayat agustostan sonra belli değil. elmas'ın da yazdığı üzere -sanatın deneysellemesinde para yok. neyse benim için editing süreci şimdi başladı. bilen bilir, bfb'den beri hayalim, kurgusal bir dökümantasyon formu deneyip, güncel sanat ritüelleri hakkında yazmaktı. bfb book bir türlü olmadı. gerek ikili çalışma düzeni gerek farklı edebi anlayışlar...
baştan beri öngörüm elimdeki kayıtlarla hikayeleşen, hiciv üzerine giden bir sosyal kurgu anlayışı ile açılış, sergi, performans gibi kavramları yeniden kendimce tanımlamaktı. zaman içinde malzeme o kadar çok değişti... bilgisayarımdaki 200 sayfalık döküman yüzellibin kere yeni isimle dosyalandı. sonunda Internet dili, social talk ve yatak odası ağzı ile ortaya karışık bir kuruyemiş çıktı. bugün itibarıyla netleşen residans vesilesiyle duyrulur.
kültür evreni yakında eczanelerde!
aynada her sabah yüzlerini görerek hayatta kaldığım canım aileme, canımı acıtarak beni kendime getiren mor salyangoza, tokadıyla durduğum noktayı virgüle çeviren tüccar-amcaya,
ve gerald'a, kaan'a, füsun'a, irem'e, aylin'e, beril'e, günışığı'na, çelenk'e, pelin'e, kim'e, lale'ye, elmas'a... ismini bir renk, şarkı ve şehir olarak yeniden bulacak diğer dostlara. hürmetle...
birazcık daha bekleyiniz.
coming soon / editing process during august 2009 @ nkd researcher-curator residency, norway
culture galaxy / 12 opening parties
FICTION/ Berlin-Istanbul-Stockholm
by adnan yıldız
"-What was it again? What do I suffer from? Eventually, she found the right button, no?
- It is okey. You know her. Move on.
- I can't! Look here, I send you the link. http://legal-dictionary.thefreedictionary.com/Tresspassing
- Send me the page. I can't open it! It gives error sign.
- It is all about an error sign. % 100! "Tresspassing" It is originated in England with the action of trespass. Initially trespass was any wrongful conduct directly causing injury or loss; in modern law trespass is an unauthorized entry upon land. A trespass gives the aggrieved party the right to bring a civil lawsuit and collect damages as compensation for the interference and for any harm suffered. Trespass is an intentional tort and, in some circumstances, can be punished as a crime."
BİANET'TEN
"Cumhurbaşkanı Gül Terörle Yargılanan Çocuklar İçin Devreye Girsin"
Sanatçılar Alabora ve Saban milletvekillerinin verdikleri sözleri tutumalarını ve TMK'nin çocuklarla ilgili maddelerinde düzenleme yapılması için Meclisin adım atmasını istediler. Gazeteci Tamer devletin uluslararası anlaşmaları hiçe saymasını eleştirirken, dansçı Tanbay da Gül'ün affetme yetkisini çocuklar için de kullanmasını istedi.
Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında tutuklu bulunan çocuklardan bahsetmeyen medyayı ve çocuk hakları sözleşmelerini ihlal eden devleti eleştiren Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları TMK'nin konuyla ilgili maddelerinde düzenleme yapılmasını istediler.
Grup adına basın açıklamasını okuyan sanatçılar Derya Alabora ve Nedim Saban, "Bu sorunun ikinci yılını doldurduğu şu anda, verdikleri sözü tutmalarını, meclis açıldığında 'çocuk bir önceliktir' ilkesinden hareketle, kanundaki değişiklik önergesini Meclis gündemine almalarını ve gereken kanun değişikliklerini gerçekleştirmelerini bekliyoruz" dediler.
Tamer: "Bu çocukların farklı muamele görmesi kabul edilemez"
Basın toplantısına katılan gazeteci Meral Tamer bianet'e şunları söyledi:
"Devletin neden uluslararası anlaşmalara uymadığını anlamak mümkün değil. Bu çocukların batılı çocuklardan farklı muamele görmeleri kabul edilemez. Ben de bu çocukların yerinde olsam dağa çıkardım."
Türkiye'de korkunç bir adalet sistemi olduğunu ifade eden dansçı Zeynep Tanbay da "Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yetkisini kullanarak tutuklu bütün çocukları serbest bırakmasını" istedi.
"Eğer herkesin cumhurbaşkanıysa bu çocukları affetmeli. Ben 18 yaşın altındaki bir çocuğun sırf polise taş attı diye hapiste tutulmasını ve yetişkinlerle aynı şartlarda yargılanmasını kabul edemiyorum. Bu sorunu görmeyen medyayı da anlamıyorum."
"'Terör suçlusu' değil, 'suça itilen çocuklar'"
Bugün Taksim Hill Otel'de düzenlenen toplantıda Alabora ve Saban tarafından okunan metinde şu bilgiler yer alıyor:
1991'de çıkan ve 2006'da yenilenen TMK yüzünden yaşları 12 ile 18 arasında değişen çocuklar terör suçlamasıyla ve yetişkinlerle aynı koşullarda tutuklanıyor, sorgulanıyor, yargılanıyor ve mahkum ediliyorlar.
Hapishanelere konulan bu çocuklar pedagojik destek alamıyor ve öğrenimlerini bırakmak zorunda kalıyorlar. Bazıları yetişkinlerle aynı koğuşlarda kalırken, çoğunun aileleriyle görüşmeleri engelleniyor, iki haftada bir verilen spor/oyun izinleri iptal ediliyor.
"Sorunun Kürt çocuklar sorunu değil, çocuk sorunu olduğunu" kaydeden Alabora ve Saban "bugün Kürt çocuklarının başına gelen bu sorun, Türkiye toplumu olanların farkına varmadıkça ve devlet de gereken yasla düzenlemelere gitmedikçe, yarın her inançtan, etnik kökenden, sınıftan, ideolojiden 'ötekileştirilecek' ana-babanın çocuklarının da başına gelebilir" diye konuştular.
Sanatçılar tutuklu çocukların 'terör suçlusu' değil, 'suça itilen çocuklar' muamelesi görmesini ve milletvekillerinden verdikleri sözleri tutmalarını istediler.
Basın açıklamasının sonunda Alabora Ece Ayhan'ın "Meçhul Öğrenci Anıtı" şiirini okudu, ardından "Çocuk gibi yaşamak ve çocuk gibi muamele görmek yeryüzündeki tüm çocukların hakkıdır, hakkı olmalıdır" dedi.
Basın toplantısına Necmiye Alpay, Sevin Okyay, Filiz Kerestecioğlu, Sennur Sezer, Kürşad Kahramanoğlu ve Hakan Tahmaz da katıldı.(BÇ)
Jul 12, 2009
Jul 10, 2009
MUHTELIF 5 / COMING SOON
Agustos da çıkıyor / out by August
MUHTELIF
güncel sanat yayını contemporary art publication İstanbul
Yaz 2009 Summer 2009 Sayı 5 Number 5 Ücretsizdir Free
Retroakt / Retroact
Susanne von Falkenhausen
Totaliteralizm ve Avangard?
Totalitarianism and the Avant-Gardes?
Diyalog / Dialogue
a conversation with Wael Shawky
“ıslak kültür – kuru kültür”
“wet culture - dry culture”
Praksis / Praxis
Markus Miessen in conversation with Rodney LaTourelle
İddialı, romantik, fakat tamamen anlayışlı.
Pretentious, romantic, but totally insightful.
Gramer / Grammer
a conversation with Lucien Kroll by Hans-Ulrich Obrist
“ertelenmiş katılımcılık”
“postponed participations”
Şimdi / Now
Ulus Atayurt
Sakın ola küçümseme… Anlatılan senin hikayen..
Don't you belittle it - It's your own story
Günlük / Daily
F.Zahir Mibineh
Tahran Günlüğü
Tehran Report
Havuz / Pool
Metahaven
“We Lived In Financial Times”
Editörler Editors Pelin Tan, Adnan Yıldız Asistan Editör Asistant Editör Banu Çiçek Tülü İngilizce Düzelti Proofreading Ashkan Sepahvand Türkçe Düzelti Turkish Proofreading Özge Açıkkol, Burak Şuşut Çeviri Translation Adnan Yıldız, İz Öztat, Banu Çiçek Tülü, Pelin Tan, Barış Çakan, Ashkan Sepahvand Tasarım Design Ali Cindoruk Kapak Cover Elmas Deniz
Jul 8, 2009
T.C. kabul etti ama AVRUPA ETMİYOR
AİHM, Türk Hükümetinden cevap bekliyorÇarşamba, 8 Temmuz, 2009
présentée par KAOS GL contre la Turquie
introduite le 26 janvier 2007
Jul 7, 2009
:) IKT
aica başkanı olamadık ama sonunda içinde kendimi mutlu hissettiğimiz bir mesleki organizasyonun bir parçası olduk, üyeyiz, mutluyuz, referans olan büyüklerimize de teşekkür ederiz. http://www.iktsite.org/
Jul 6, 2009
under the blue sky
it was a super nice evening... once again, i felt like contemporary art can be interesting for every one, not only for the bubble we live in, but ALSO for the people we share our lives (thanks to ayşe erkmen's beautiful eyes). so it is about sharing the moments and the experience, rather than networking and net-jerk-ing.
today, there was a very nice crowd at the kunstverein freiburg, for the kunstsalon as part of ayşe erkmen's solo show, 'bluish' . i was very happy about having my aunt, my uncle and my cousins there, you know, it is not always easy to make your family get what you are REALLY doing as a curator. they are based in freiburg and its their first time in the kunstverein, and i am sure not the last, since my aunt told me she will go there every thursday for the discussion session.
ayşe erkmen's bluish is composed of a site-specific installation, a video piece, and a projection. the installation is made of a material that is used for kites. the blue kite, which is hanging through the second floor, reminds of the history of the building, which was built as a swimming pool by 1930's and then turned in into a Kunstverein (first in Germany) during 80's. half of the size of that pool area, which is now the basement.
Touching to the special context of Freiburg, which is at the border of France and Switzerland and influenced by the cultural contexts of its neighbors, the installation reflects the feeling of water in the city, not such a German German kind of city, but mostly like a summer residency, relaxed, warm and sunny...
The bluish physicality of the space is referring to the swimming pool, which was there years ago and somehow is still there, and to the ceiling architecture, through which we see the sky.
i started my talk talking about why and how i ended up in curating after studying psychology, and trying other things. the audience was very interested in my work, and my questions and later they were kindly responding to the points that I have brought to the table in relation to Erkmen's piece. referring to my review of her hamburger bahnhof show, there was a good discussion about her approach.
i felt so good when i saw my aunt -who has nothing to do with contemporary art- discussing the piece with caroline (the director) and her son's mother in-law. you can see caroline giving a tour to them in the last photo.
sütunlar bize güç verdi
Sütunlar Bize Güç Verdi
Artists Space, New York
8 Temmuz - 1 Ağustos, 2009
Açılış: 7 Temmuz, 2009, 19:00 - 21:00
Jeremiah Day Performansı 19:30
Hüseyin Bahri Alptekin, Can Altay - Jeremiah Day, Burt Barr, Daniel Bozhkov, Celine Condorelli, Cevdet Erek, Corey McCorkle, Christodoulos Panayiotou, Wael Shawky
Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi ile New York'taki Artists Space'in işbirliğiyle düzenlenen, Vasıf Kortun ve November Paynter'in küratörlüğünü yaptığı bir dizi
serbest proje ve sergiden oluşan Sütunlar Bize Güç Verdi,
8 Temmuz - 1 Ağustos tarihleri arasında New York'ta gerçekleştirilecek. Platform'un daha önce birlikte çalıştığı uluslararası sanatçılar, İstanbul Misafirleri Programı katılımcıları ve New York'tan sanatçılarla hayata geçirilecek olan projede, Ben Kinmont, Lisa Oppenheim, Adam Pendleton, Julika Rudelius, Alexandre Singh ve Jordan Wolfson ise Krist Gruijthuijsen'in küratörlüğünde, davetli olarak yer alacak.
Sütunlar Bize Güç Verdi, ortaklıkların birbirini etkilediği ilişkilere bakarak, yapısal parametrelerin olmadığı bir durumda, kurumları canlı tutan düşünsel destek noktalarını ele alıyor. Platform, bu anlamda, 8 yıllık gelişimi boyunca kuruma destek olmuş sanatçıları değerlendiriyor. Sergideki kimi işler, Can Altay ve Jeremiah Day örneğinde olduğu gibi, yoğun ve çok katmanlı bir İstanbul araştırmasının ürünü olarak ortaya çıkıyor. Daniel Bozhkov'un çeviri ve göç üzerine bir hikaye anlatmaya yoğunlaşan işinin odağında, sanatçının ailesinde duran, arka yüzeyi Osmanlıca yazılı bir pırlanta bulunuyor. Celine Condorelli'nin çalışma odasında Aziz Jerome'u konu alan Rönesans resmi, projede gerçek bir mekana dönüşüyor. Sergideki diğer işler arasında Wael Shawky'nin "Telematch Suburb" ve Burt Barr'ın otoportre videoları yer alıyor. Corey McCorkle'un Florya'da çalıştığı "Hayvanat Bahçesi" fotoğrafları, Christodoulos Panayiotou'nun "Wonderland" adlı dia enstelasyonu ve Hüseyin Bahri Alptekin'in "Karakum" enstalasyonu da sergide yer alacak. Celine Condorelli'nin enstalasyonu bir yayın toplama noktası olarak, Platform'un ilk kez 2006'da Frieze Art Fair'de gerçekleştirdiği projeyi yenileyecek. Cevdet Erek sergi boyunca mekanda çalışacak. Diğer katılımcıların proje ve performansları, Platform'un geçmiş konuklarından Krist Gruijthuijsen'in küratörlüğünde, 14 - 18 Temmuz tarihleri arasında Soho'da gerçekleştirilecek. Serginin diğer düzenleyicileri ise Artists Space'den Meredith Johnson ve Amy Owen.
Platform Garanti: 2007'in sonunda Garanti Galeri ile birlikte yapısal değişim, birleşme ve genişleme sürecine giren Platform Garanti, bu süreçte İstanbul'daki sergilerine ara vermişti. Platform, binadaki renovasyon çalışmaları sırasında "İstanbul Misafirleri Programı", arşiv, kütüphane ve konferanslarını geçici mekanından yürütürken, aynı zamanda Westfälischer Kunstverein, Munster, Almanya; INSA Art Space, Seul, Kore; maison Folie de Wazemmes, Lille, Fransa'da farklı sergiler gerçekleştirdi. Platform, Artists Space'de misafir program düzenleyicisi olarak, bu dönemi bir dizi etkinlikle geçiriyor.
"Sütunlar Bize Güç Verdi", Amsterdam'daki The Dedalus Foundation, Mondriaan Foundation ve Moon and Stars tarafından destekleniyor.
38 Greene Street, 3rd Floor
New York, NY 10013
Salı - Cumartesi, 12:00 - 18:00
Jul 5, 2009
eller eller eller
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay Askeri Savcılığı'nın verdiği "belge sahtedir" kararına yönelik eleştirilere yanıt verdi: "Bu kararı beğenebilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz ancak bu karara karşı saygısız ve küçümseyici tavırlar içine giremezsiniz. Bu tip davranışlar askeri yargıyı küçültmez, bu şekilde davrananları küçültür." Başbuğ TSK'nın yıpratılmaya çalışıldığına da dikkat çekti, "TSK üzerinden elinizi çekin. TSK’ya karşı medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekat yürütmeye son veriniz" diye konuştu.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Sayın Baykal, askerin üzerinden elini çek, çek. Sivil siyaset yap, sivil davran. Polisin üzerinden elini çek, yargının üzerinden elini çek. Yargıya giden herhangi bir konuda, yargı kararını vermeden, sen karar veriyorsun. Sayın Baykal biz seni iyi tanırız, iyi tanırız'' dedi.
Ne pahasına enerji?! / radikal 2, 28/06/2009
Hasankeyf'i yok edecek Ilısu Barajı'nın alternatifi var, Dicle'nin kolları üzerinde birbirine bağlı birden çok baraj ve HES yapılarak aynı miktarda ve daha çok enerji üretilebilir
OLUŞ ARIK/CEVAT ERDER/ NUR AKIN/ZEYNEP AHUNBAY/ METİN AHUNBAY/MURAT CANO
Bakan Eroğlu, Hasankeyf’i kurtarmak ve korumak amacıyla sürdürülen çabalar için “laf, laf, laf” ve “yaygaracılık” demiş. Bakan yanıltıyor! Bakan, geleceği düşünmüyor! Hasankeyf ve Ilısu yanyana gelince kültür mirasımız adına olabilecekler çok ürkütücü. Yükselen suların örteceği alan içinde koca bir şehir, çeşitli höyükler yatıyor. Birçok arkeolojik alan henüz araştırılmamış durumda. Kredi kuruluşlarının istediklerini sağlamak için hızla yapılmakta olan kurtarma kazıları kuşkusuz bazı bilgiler edinilmesini sağlıyor, ancak önemli arkeolojik alanların, kültürel peyzajların, değerli doğa parçalarının sular altında kalacak olması sakıncasını ortadan kaldırmıyor. Taşınmaz eserlerin sular altında kalması, bilim insanlarını ciddi olarak kaygılandırıyor. Tepkilerini dile getirenler, ülkenin kalkınmasını istemeyen, kötü niyetli kişiler değildir. Onlar, ülkenin geleceğini gören, yörenin değerli bir parçasının yitirilmesini istemeyen, kimi doğa ve kültürün oluşturduğu bir peyzajın pisi pisine çöpe atılmasına karşı çıkan doğasever, güzel sanatlara duyarlı insanlardır. Kimi ise, bayındırlık projelerinin kültür mirası araştırılmadan hazırlanmasının yarattığı sakıncaları bilen meslek insanları; arkeologlar, sanat tarihçileri, mimarlar, restorasyon uzmanları, hukukçular, mühendislerdir.
Ilısu barajının yalnız Hasankeyf’te yok edeceği kültür değerlerini sıralamak tahribatın boyutu konusunda aydınlatıcı olabilir. Bakanın çok beğendiği arkeolojik park projesi ise, uzmanlara göre, Miniatürk benzeri, Hasankeyf’i karikatürize eden bir maketparkı olmaktan ileri gidebilecek bir konsepte sahip değil. Aceleyle yapılmış bu göstermelik proje, gerçek Hasankeyf’i temsil etmekten çok uzak.
Bakan, kimsenin Hasankeyf’te restorasyon yapmadığını, örneğin Artuklu köprüsünü ele almadığını beyan etmiş. Bakan, herhalde yasaları pek bilmiyor. Kültür varlıklarını korumak için Türkiye’nin kocaman bir bakanlığı ve teşkilatı vardır. Ayrıca tarihi köprüler Bayındırlık Bakanlığı’nın koruması altındadır. Buradaki arkeolojik siti korumak ise tümüyle Kültür Bakanlığı’nın görevidir. Bakanlığın izni ve iradesi olmadan başkaları gelip kamuya ait olan bir alanda iş yapamaz. Yıllardır Hasankeyf’e ayrılan kaynak, sadece kurtarma kazılarına ve belgelemeye yönelik oldu. Kazı çalışmalarıyla birlikte belgeleme çalışmaları da yapılmışsa da, bunlar kazılan alanların belgelenmesi şeklinde oldu, anıtların yerinde korunması için irade belirtilmedi. Önemli birkaç anıtın korunması için gerekli projeler ise ancak geçtiğimiz yıl içinde ihale edildi. Burada da bir belirsizlik vardır; Hasankeyf’in akıbeti hâlâ netleşmediği için yapılan rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin nasıl uygulanacağı bilinmiyor.
Bu kadar önemli bir alanı değişik kültürlere ait varlıklarıyla, bir bütün olarak korumak varken, suya batırmak; taşınabilecek birkaç eseri bambaşka bir doğal çevre içinde gelişigüzel yerleştirerek fakir bir arkeolojik park yapmanın saçmalığını, umarız yöneticilerimiz çok ileri gitmeden anlar ve kültür varlıkları alanındaki kayıplarımızın Keban, Atatürk, Birecik, vd. tamamlanmış barajlar altında yok olanlarla sınırlı kalmasını sağlamaya çalışırlar.
Aşağıda Ilısu barajının, yalnız Hasankeyf’te etkileyeceği eserler ve tahribatın boyutu hakkında fikir verebilecek bir liste yer alıyor. Çevre ve kültür değerlerini korumakla yükümlü olanların bu listeye gözatmalarını dileriz:
Etkilenecek eserler
1. Dicle kenarı setlerde yer alan ve suya gömülecek eserler:
Güneybatı yakası:
- Mardinike denen sahil sarayı harabesi,
- Bunun doğusunda resmî tesisler ve lise altında kalan Kasımiye semti ve içerdiği harabeler
- Köprübaşı’ndan kaleye giden sokağın nehir tarafı sahil surlarıyla karışık dükkânlar
- Tarihî köprü ucunun bu sokağa birleştiği yerde eski şehir kapısı kalıntıları
- Aynı sokağın “Öğretmen Evi” tarafı: 1964 köprü inşaatında altın çıkan Süryanî mahallesi ve rahip evi
- Rızk Camisi
- Kilise harabesi
Sultan Süleyman Camii
- Şahabiye Medresesi
- Avlusundaki sondajda kalkolitik seramikler bulunan Koç Camii
- Han ve Arasta; hana bitişik küçük mescit ve türbesi
- Kaldırımlı, kanallı sokak ve dükkânlar
- Kızlar Camii
- Kızlar Camii güneybatısında 1. semt külliyesi: Cami, türbe ve dükkânlar
- Kızlar Camii batısında yamaçta setler hâlinde kurulu, tepede mağara ve inşaatın kaynaştığı mâlikâne veya dergâh kalıntıları
- Bunların kuzeyinde, revaklı avlusu olan 2. semt külliyesi
Doğuda, büyük kısmı yeni evler altında kalan seramik fırınları ve atölyeleri bölgesi: Kazıda 9 fırın, 2 atölye ve çökelti havuzlarının kalıntıları, içlerindeki curuflar, tripotlar ve seramiklerle çıkarıldı.
- Güneybatıdaki konak ve çevre dokusu kalıntıları
Karşı Yaka (Kuzeybatı/Batman tarafı):
- Zeynel Bey Türbesi
- İmam Abdullah
- Mardinike ve kazı evi karşısına düşen büyük mağara-kilise
- Zeynel Bey Türbesi etrafındaki harabeler
. Hamam
Kale eteğinde, kanyon içinde (Uzundere yolu) kilise ve hücreleri mağaralar olan manastır
Kale ve “yukarı şehir”in oturduğu kaya-tepe doğu yüzü:
- Rampadaki “Orta Kapı”
- “Büyük Saray”ın güneydoğusunda, geç devir mezarlığının altındaki muazzam höyük, asıl sarayın çoğu bölümlerini barındırıyor. Bu kısım, Roma saray-kalesi üzerine ve içine oturuyor. Bunun doğuya (kasabaya) bakan yanında, altta Roma blok taşları, üstte Artuklu blok taşlarıyla örülü muazzam bir cephe duvarı ve ortasında büyük bir giriş bulunuyor.
Bunlar hep “Küçük Saray”denilen burcun aşağısında kalan kültür varlıklarıdır. Baraj sularının “Küçük Saray” tabanına kadar yükselmesi ve kalenin üzerine oturduğu kayanın 2/3’ünün sular altında kalması öngörülüyor. Büyük bir bölümü suya battığında kireçtaşı kaya kütlesinin çözülmesi hızlanacak ve üstündekilerin dağılarak yok olması ihtimali yükselecek.
Bakanlığın projesi yok
Hasankeyf doğal, kentsel ve arkeolojik değerleriyle bir kültürel peyzaj olarak anlamlıdır ve bütünlüğünü korumak önemlidir. “Baraj yapacağız ama Hasankeyf’i de koruyacağız” demek işi basite indirgemek ve insanları yanıltmaktır. Birkaç anıtı taşımakla göz boyanmak isteniyor; söz konusu anıtların nasıl taşınacağı da ayrıca teknik bir sorundur. Bu konuda Kültür Bakanlığı’nın henüz bir projesi bulunmuyor. Yanlış kaynaktan enerji üretmek, enerjiyi yanlış kullanmak; çevre değerlerinin yıkımına ve çevresel felakete yol açıyor. Ilısu Barajı’nın alternatifi var, Dicle’nin kolları üzerinde birbirine bağlı birden çok baraj ve HES yapılarak aynı miktar ve daha çok enerji üretilebilir. Üstelik o durumda Dicle’nin 16 milyar m3’lük suyunun başlangıçta 10.4 milyar m3’ünü, sonra da 7.4 milyar m3’ünü baraj gölünde tutmak suretiyle iklim dengesinin de bozulmasına yol açılmamış olunur.
Dünya deneyimi, suyu baraj göllerinde tutmanın, “suyun ahlakını” bozduğunu, su rejiminin ve iklimin değişmesine yol açtığını gösterdi. Türkiye, “kalkınma amaçlı yatırım”larla “öteki değerler”in korunması arasında “uygulanabilir denge” bulabilir. Türkiye’nin, bugüne kadarki uygulamaları, Van Gölü Kapalı Havzası ve Meriç-Ergene Havzası dışındaki 24 havzada yıkıma neden oldu.
Yıkım, yıkım, yıkım!
Ya sonra?!
OLUŞ ARIK/CEVAT ERDER/ NUR AKIN/ZEYNEP AHUNBAY/ METİN AHUNBAY: Prof. Dr.
MURAT CANO: Av.
MB
“Hiçbir şeyin değişmemesini isteyenlerle değişmesini isteyenler arasında bayağı kıran kırana denecek bir çekişme hüküm sürüyor.” murat belge (Türkiye’nin Halleri, 28.6.09).
milliyet'ten
Zonguldak'ın Ereğli ilçesi Belediye Başkanı Halil Posbıyık, kendisine 2010'da gelmek için söz veren ancak hayatını kaybeden Michael Jackson için, "Öbür tarafa eksik gitti. Buna çok üzülüyoruz" dedi.
Türkiye'deki bütün sanatçıları sahneye çıkardığımız için rahmetli Michael Jackson'ı da Ereğli'ye getirmek istiyorduk. 2008'de yaptığımız görüşmede, 2009'da konserlerinin yoğun olduğunu, ama bu festivalin varlığını bildiğini, 2010 yılında Ereğli'ye gelmek istediğini söylemişti. Michael Jackson, sadece konser için değil, Ereğli'yi görüp eksikliğini gidermek için gelecekti. Ama kısmet, rahmetli oldu, eksikliğini gideremeden öbür dünyaya gitti. Onun için akrabalarınıza, eşlerinize, dostlarınıza, sanatçılara söyleyin, mutlaka Ereğli'ye gelsinler ve eksikliklerini gidersinler" dedi.
a fan letter



i was not in the mood for anything, maybe it was all too much... i would not imagine anything that'd cheer me up!
somehow professional training, instead of sleeping under the blanket with the noise of Youtube or drinking at a trash bar, I made the opening of the exhibition Istanbul-off-spaces at K. bethanien Kunstraum...
it was really nice to see some friends, and also Isabel's piece, through which MASA (an mobile art space in the form of a table by designed and curated by Vahit Tuna, really interesting staff keeping its dynamism for a while) made its first Berlin launch...
i would stay longer, and end up at Roses after a dinner with friends but i know that i had to go. we have to talk. i left just after introducing ming w. to çiçek.
sometimes talking about things that would not change does'nt make any kind of sense. never Ending Discussions about Possible Ends also did not end up with any decisison.
as a good thing for us, we decided to make the fashion week event as a part of berlin festival, mostly motivated for seeing Peaches on stage after the new release. we waited this moment for more than a week, and why should we let someone to ruin our plans at all?
i really liked the start fire from Terror Pigeon Dance Revolt! I think they are amazing, 10 freak guys around with super funny costumes screaming punky-ppop songs to the not-yet-durnk audience or more, maybe less, maybe that's why they are %100 collective, you never get how many they are, and how they function...
yes, i loved the way they twisted the stage, stealing the pillows (which were at the VIP section, where I was also allowed to get in), and breaking this unspeakable hierachy between the audience, now more DIESEL!
we waited for a while for Peaches. She appeared with a manifestation of a symphonic introduction, all the time transforming the psychology of the stage through gorgious costumes, (hints from the white prince, black-gold outfit from kai kühne, hairy gloves from charlie), the change in the mood for a new song is possible through a new costume emerging when she is taking out one. Video projections on her dress, star-trek-kind-of-light-swords and funky -Jan Fabre-insects'colour uniforms... what a SWEET MACHINE as a band, such a hot girl playing the electric guitar and such a hot boy drummer!
Seeing her on the stage esp. when she is so supported & motivated (something good about the fashion week) in order to release her fashion taste, music prodigy and dance moves on the stage is really a privilidge. i can only tell you one thing just to telll you how magical she was, how talented she is, and how beautiful she is on the stage! about the impct on the audience!
in the morning, meanwhile catching my flight (another hangover-another check in story), i met the two girls, who were dancing next to us whole night, and her music really brought us together, even we did not know each other, we liked the music, and enjoyed every second, then we found ourselves dacing together. when i met them randomly at schönefeld A entrance, just before their departure to düsseldorf, we intuitively started screaming, IT WAS ZZZZUUUUUUUPEIIIRRRRRR!
peaches,
i think you really like that chubby boy, and i am really into someone else, but something you have to know, I LOVE YOU! and so proud of sharing the same city with you. you are so berlin.
and this is a love statement!
p.s. jarvis ? he has a good taste in contemporary art, he was the jury when i was nominating for sovereign art prize 2008, last year's european list... i think for better he should start curating!
Jul 3, 2009
i don't want to lose you!
i am a big fan of peaches for a while. but tonite, at http://www.berlinfestival.de/ she really got me.
(i am gonna talk about the night and the situation later)
Jul 2, 2009
madımak sadece yanmış bir bina bırakmadı ki! müze olsun'dan öte, madımak bellek olsun!



Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 2 Temmuz 1993 tarihindeki Sivas Madımak Oteli katliamıyla ilgili açıklamasında, "Devletin gözü önünde ve görülmedik ihmaliyle yitirdiğimiz yurttaşlarımızı rahmetle anıyor, ailelerine sonsuz sabır dileklerimi yineliyorum" dedi.
Günay, şunları söyledi: "Bu yıl, geçmişin ihmalini ve duyarsızlıklarını aşarak, insanların yanarak öldüğü yerde kebapçı işletilmesinin ayıbından gecikmiş de olsa kurtulduk. Yakın gelecekte gereken öteki düzenlemeleri de mutlaka yapacağız. Milletimizin Bingöl’de, Sivas’ta, Başbağlar’da ve benzeri yerlerde yaşadığı acıları bir daha yaşamamasını bütün kalbimle diliyorum."
-basından-
Jul 1, 2009
köken @ mamuta
Wednesday 8th July at 20:00
Köken Ergun : 3 Films, Projects and Talk -
at Mamuta at the Daniela Passal Art & Media Center, Eldan Forum, Ein Karem, Madregot Habikur st, 58
Entrance Fee: 10 NIS
(the presentation will be held in English)
Köken will show three video works: "I, Soldier (7’)", "Tanklove (8’)" and "Wedding (12’)" and he will talk about his research and project at Betselem archives, and how those materials relate to his own practice.
Koken Ergun, is a video artist born in Istanbul and working and living in Berlin at the present. His video works has been screened at several film festivals: Oberhausen, Rotterdam, Sydney, VideoZone and Zagreb Film Festival.
He is the 2007 recipient of the Tiger Award of the Rotterdam Film Festival for his short film The Flag.
Links to some of Koken Ergun works:
i,soldier:
http://i-soldier-the-flag.
tanklove:
http://koken-tanklove.
wedding:
http://koken-wedding.blogspot.
מעמותה במרכז לאמנות ומדיה על שם דניאלה פסל – אלדן פורום
mamuta at the daniela passal art and media center, eldan forum
מיסודה של הקרן לירושלים ועמותת הערת שוליים a joint project by the Jerusalem Foundation and Hearat Shulaym Foundation
0774310484
Jun 30, 2009
WHAT happened to french liberte?
"Presumed Innocents", the trial:
10 years later
Bordeaux Judge Reopens Decade-Old Child-Porn Charge Against Curators Marie-Laure Bernadac, Henry-Claude Cousseau, and Stéphanie Moisdon
Indicted at the end of 2006 , after six years of investigations, long period during which no element was produced that could have fed the prosecution (the specialized unit for minors and the rectorship gave a favourable opinion) and after the attorney general of Bordeaux called for a not guilty decision in march 2008 the trial judge Jean-Louis Crozier has just decided to refer before the magistrate's court Marie-Laure Bernadac, Henry-Claude Cousseau, and Stéphanie Moisdon, for having, within the exhibition entitled "presumed innocent- contemporary art and childhood " organized 2000 in the CAPC contemporary museum of art in Bordeaux exposed " violent and pornographic art works "*.
With this decision—which, in an extremely unusual move, disregards the conclusions of a Parquet investigation—the entire national and international artistic and professional community, together with the cultural image of France, have come under attack and stand accused, offended.
For the first time in France, two museum directors and a curator are to be tried in a criminal court for exhibiting works of art that have already been shown throughout the world or put on view since the Bordeaux exhibition in art shows that have not elicited the least unfavorable reaction from the public. The thinking that went into preparing the incriminated exhibition, focused on a major subject of art history, was developed collectively and was shared by the relevant state oversight authorities.
This court case from an earlier century, fiercely, relentlessly prosecuted by a single judge in contempt of artistic creation and individuals' right to accede freely to all forms of art, is indicative of a dangerous obscurantist attitude. The trial will take place in Bordeaux under pressure from a local child protection association named La Mouette, in turn supported by an extremist press that has already been found guilty of libel against one of the accused.
How is it possible that what is considered viewable and acceptable everywhere else should not be so in Bordeaux? What will be put on trial in the Bordeaux magistrates' court a few months from now is the work and personal and professional conviction of three figures of the world of art and culture unanimously recognized for their commitment to that world. They have already received thousands of messages of support from all horizons.
This attempt to "criminalize" artists and other actors for their creative work, together with the cultural sites that diffuse that work, requires us to be extremely vigilant about censorship of this kind, whose perpetrators are ever ready to use noble causes such as child protection to authoritarian, liberticidal ends.
MARIE-LAURE BERNADAC, HENRY-CLAUDE COUSSEAU, STEPHANIE MOISDON
* including works by Christian Boltanski, Gary Gross, Paul McCarthy, Mike Kelley, Cindy Sherman, Nan Goldin, Robert Mapplethorpe, Elke Krystufek, Carsten Höller, Annette Messager, Ugo Rondinone…..
Jun 29, 2009
istanbul 3000

2006 mıydı yoksa 2007 mi unuttum, LGBTT'nin ilk Onur Yürüşüydü. Baskın Oran filan konuştu. daha aylin şehri terketmemiş, beril var yanımızda. erinç'i görmüştüm. baktık, erdağ aksel ve ayşe kadıoğlu tabii ki yanımızda. 500 kişi geldi diye sevinmiştik. önce aykan sonra dino bilgilendirdi, bu senekine 3000 kişi katıldı diye. berlin'den sevindik.
Istanbul-Off-Spaces
Istanbul-Off-Spaces
Independent Art Spaces in Dialogue Exhibitions and Events July 4 through August 16 2009 Opening: Friday, July 3, from 7 p.m. Welcome Address: Dr. Franz Schulz, District Mayor Friedrichshain-Kreuzberg Istanbul-Off-Spaces exhibition and event in Kunstraum Kreuzberg/Bethanien is meant to draw attention to a phenomenon that has arisen in recent years: the increasing number and growing influence of project groups and independent non-commercial art spaces in Istanbul.
In Istanbul, art project spaces act as important locations for social discourse and discussions about civil society. As a result of increasing internationalization, but also as a consequence of growing independence and burgeoning self-awareness, locations, publishers, magazines and players in the field of contemporary visual arts have established themselves as outstanding elements of social and political discourse in Istanbul.
The activities in Berlin are aimed at initiating a dialogue between these projects and their protagonists offering a presentation platform in Berlin. Invited are: 5533, Apartman Projesi, Artık Space, atılkunst, daralan, Hafriyat-Karaköy, Kurye, Masa Projesi, Nomad & Upgrade!Istanbul, Oda Projesi, xurban_collective
..............................
Stéphane Bauer
Leiter – Kunstraum Kreuzberg/Bethanien
Mariannenplatz 2
D 10997 Berlin
030-90298-1455
Fax: 90298-1453
Öffnungszeiten: täglich 12 bis 19 Uhr während der Ausstellungen
Der Kunstraum Kreuzberg/Bethanien
ist eine Einrichtung des
Bezirksamtes Friedrichshain-Kreuzberg
Jun 28, 2009
i love someone, someone loves this song, GOSSIP, heavy cross

ooohh oh ooooh, oh oh oh ohhh ooohh oh ooooh, oh oh oh ohhh It's a cruel cruel world, to face on your own, A heavy cross, to carry along, The lights are on, but everyone's gone, And it's cruel It's a funny way, to make ends meet, when the lights are out on every street, It feels alright, but never complete, without joy, I checked you, if it's already been done, undo it, It takes two, it's up to me and you, to proove it, On the rainy nights, even the coldest days, you're moments ago, but seconds away, The principal of nature, it's true but, it's a cruel world, ooooh oooh oohh, ooh ooh oooh ooh, ooo wooah We can play it safe, or play it cool, follow the leader, or make up all the rules, whatever you want, the choice is yours, So choose, I checked you, if it's already been done, undo it, It takes two, it's up to me and you, to proove it, ei ei ei ei ei, oh oh oh oh oh, ye oh oh, ei ei ei ei ei, oh oh oh oh oh, ye eh, ye eh, ye eh, I just knew, it's already been done, undo it, It takes two, it's up to me and you, to proove it, ei ei ei, woah wo, yeah eh ei ei ei ei ei, oh oh oh oh oh, ye eh, ye eh, ye eh, I checked you, if it's already been done, undo it, It takes two, it's up to me and you, to proove it, ei ei ei ei ei, oh oh oh oh oh, ye oh oh, ei ei ei, oh oh oh oh oh, ye eh, ye eh, ye eh,
I just knew
BARINMA HAKKI
30 Haziran 2009 / Forum/Çalıştay:
Barınma Hakkı ve Uluslararası Etkinlikler/ Nasıl Mücadele edelim? Nasıl Adım atalım? Ne Yapmalı?
Dünyanın birçok kentinde barınma ve konut hakkına dair mücadeleler sürdürülüyor. Devlet, özel küresel şirketler ve diğer ana kurumlara karşı geliştirilen mücadele kampanyaları aynı zamanda küresel dayanışma ile yol alıyor. Bu forum/çalıştayda, yerel ve küresel mücadele, etkinlik (kampanya) örnekleri üzerinden olası ortak barınma ve yaşam alanlarımızı koruma adına nasıl uluslararası ortak mücadele edebileceğimizi, nasıl bir etkinlik/kampanya geliştirmemiz, nasıl somut adımlar atmamız ve ne yapmamız gerektiğini tartışacağız.
- Avrupa ve Türkiye’deki uluslararası Barınma Hakkı Hareketinin durumu şuanda nedir?
- Ortak paylaştığımız amacımız ve prensiplerimiz nelerdir? Barınma Hakkı temelinde bir araya gelmiş ya da çalışma yürüten mahalle örgütlenmeleri, dayanışma ve direnme etkinliklerinin zayıf ve güçlü tarafları nedir? Kime/Kimlere karşı hareket ediyoruz, direniyoruz? Ortak strateji ve amacımız nadir?
- Kime karşı mücadele ediyoruz?
- Hakkımızı nasıl talep edebiliriz? Hangi uluslararası dayanışma, mücadele modelleridaha etkin?
PROGRAM
9.00
Artan uluslararası kentsel hareket ve organizasyonu ihtiyacı. Etkili bir uluslararası hareket için temel sorular nedir?
Knut W.Unger: Alman kiracı mücadelesi ve uluslararası iletişim ağından öğrenilecek dersler.
9.15
Berlin’den Yerel Bir örnek:
Ingo Bader: Kentsel Dönüşüm ve Soylulaştırmaya karşı Berlinde Yürütülen Direniş Kampanyaları: "Kentsel Anaakıma Karşı İnsanlar nasıl Harekete Geçirilir?”
9.30
Istanbul’dan Yerel Örnekler:
3.Köprüye Hayır Platformu, Basar Toros
IMECE
Erdoğan Yıldız / Aslı İ..Kıyak: Sulukule, Başıbüyük örnekleri, IMDP
moderator: Pelin Tan, Ulus Atayurt
10.30 – kahve ve çay
10.45
Tartışma:
- Kentsel Dönüşüme karşı ortak olası Muhalif Örgütlenme ve Etkinlik Modelleri ne olabilir?, Istanbul’daki durum nedir? Nasıl bir uluslararası muhalafet ağı yaratabiliriz.
-Farklı mahalle yapıları, mücadele yapıları ve gerçeklikleri nedir?
- Kime ve neye karşı nasıl hareket etmeliyiz?
11.45
Froum / Tartışma
Olası uluslararası mücalede örgütlenmesi için bir sonraki etkinlik planları
- 2009 sonuna kadar uluslararası bir yayın hazırlama (gazete, bülten)
- İstanbul’da birçok ortak toplantının daha gerçekleştirimesi çalışmaları
- Avrupa Sosyal Forum 2010 için hazırlık
Moderator: Aslı Kıyak İngin / Erdoğan Yıldız
30 haziran 2009
saat 9:00 – 12:45
Yer:Bilgi Üniversitesi, Dolapdere Kampüsünde (Dolapdere), Giriş Binası, BS1 nolu salonda
Jun 26, 2009
MJ

i was never a fan, but i can understand people who dress(ed) up like him, and dance(d) with the same moves.
the music is always there, and every party is still having his songs...
in my generational transformation, he stands somewhere, unique & precious.
beats, controversies, and the stage...
the king is dead.
Jun 25, 2009
avrupa yakası SON

avrupa yakası'nın son bölümünü kaçırır mıyım, tabii ki izledim. whw çıkacak konuk olarak dediler, yalanmış, oyuna geldim.
aaaaabenisalonküratörüçizgimdençıkarmayınnnnnnnnLANNNNNNNN!
bienal iletilerinden baktığım, burjuvazi mi kriminal-kriminal olan mı burjuva tartışması ne hayırlı olmuş! allah'ın sopası yok, böyle bir tartışmanın tanas'ın kurumsal çatılanması ile yapılması da ne kadar şahane bir nişan. makbule'yle evlenerek, sınıf atlama hayali kuran burhan'ın whw'nin tanas'ıyla bir ruh kardeşliği yok mu?
bienal ağırlayalım, zıplayalım! üstelik bu kez ikram bolmuş. rakı simit olayını aşmışlar. açılış dedikodusu size. nişantaşı bir ruhtur, her yere taşıyalım!
bakmayın bize, seviyoruz da iğneliyoruz, bir yandan da takipteyiz. avrupa yakası'nın bitip, balkan sahnesi'nin kurulması, aslında whw'nin izinin doğru yolda olduğunu gösteriyor. modernizmi hanru'nun gürültülü-sesli-oyuncaklı tarihsel çerçevesinden çıkarmak, ancak daha başka türlü bir zeminin kurulması ile mümkündü. 'sahne' deyip geçmemek lazım.
-daha nötr bir yer isterdik, diye sitem ettik tanas açılışına, ama listeye bakınca şimdilik sustuk. kavramsal argümanı iyi karşılıyor kağıt üstünde. canan şenol'dan lisi raskin'e uzadıkça, merakımızı iyice cezbetti. allah için, sıkı liste olmuş. neden (yine), neden (ama) dediğimiz yerler olsa da, "işte sonunda!"-lar yoğunlukta. sezar'ın hakkı brecht'e! keşke bu kadar çalışmışken, keşke bir de aslı çavuşoğlu'nun stüdyosuna uğrasalarmış. birlikte çalışırlar ya da çalışmazlar, ama 1 stüdyo ziyareti şartmış! geçen bienal, cevdet erek'siz kalmıştı, platform takviyesi süper olmuştu. bu sene de aslısız idare edeceksiniz.
(yanında iyi gider menüsü okuma grubu)
whw'ye bir avrupa yakası güzelliği (mesela bir araştırma 'sofrasında' simultane çeviri filan) yaşatan oldu mu bilinmez, zira entel arkadaşlar insanı tozdan kirden korur. ama acayip merak ediyorum, türkiye'nin karmaşık sınıfsal yapısına nasıl girecek bu tartışma, görsel hiza olarak, nasıl dizilecek işler, nasıl algılanacak, sınıf atlamanın sınıf geçmekten daha çok işlediği bu topraklarda, para=devlet=iktidar denklemi nasıl çözülecek?
avrupa yakası, daha geçende bir arkadaştan gelen youtube linkiyle (fransız devrimi'yle) gönlümü çalmıştı, bütün dizi mi(?) fransız devrimi üzerine kurulu dedim, yok dediler bir ara öyle bir tad bir doku yaptılar. hepsine bakmadım. ki şimdi bu gece son bölümü baştan sona izledim. köken'in berlin'den gidişiyle :)) ara verdiğimiz dizinin son bölümü kuzeye rapor yazarken arkada çaldı.
bir daha bu yolları aynı hevesle yürür müyüm...
p.s. aklıma niye hep aynı surat geliyor? ben kimi izleyip, özlem gidereceğim şimdi? burhan da gitti.
pişman değilim amma...
düşman değilim amma...
Montag, 06.07. um 19 : 00 Uhr: Kunstsalon mit Adnan Yildiz, Kunstverein Freiburg
Ausstellung BLUISH | 5.6. – 2.8.2009 | Ayse Erkmen

Ayse Erkmen, Installationsansicht
Foto: Marc Doradzillosiehe Aktuelle Ausstellung >
http://www.kunstvereinfreiburg.de/
Veranstaltungen
Samstag, 06.06. um 12:00 Uhr:
Mittwoch, 17.06. und 22.07. jeweils19:00 Uhr:
Öffentliche Führung
Sonntag, 28.06. um 14 : 00 Uhr: KKK - Familienworkshop
Montag, 06.07. um 19 : 00 Uhr:
Kunstsalon mit Adnan Yıldız, Kurator
Mittwoch, 22.07. von 19:00 - 21:00 Uhr:
Schreibwerkstatt mit Elvira Bleyler
Jun 24, 2009
Jun 23, 2009
Jun 19, 2009
radikal'den

...Kültür ve Turizm Bakanlığı görevinde 1.5 yılı dolduran, bu sürede Türkiye’nin 60 ilini karış karış gezen Ertuğrul Günay, AB’ye üyelik sürecinde hedef büyüttü. Türkiye’nin bugüne kadar Avrupa’ya ‘uçan halıların, şalvarlı dansçıların, dönen kubbelerin yer aldığı, Doğu rüzgârlarının hâkim geldiği’ reklam filmleriyle tanıtıldığından yakınan Günay, “Oysa bu ülke sarıklı, şalvarlı adamların sokaklarda gezindiği bir ülke değil. Biz Türkiye’nin modern duruşunu Avrupa’ya göstermeye kararlıyız. Kültürel reformlar alanındaki ivmemizi hızla sürdürerek, Atatürk’ün hedef gösterdiği çağdaş uygarlık seviyesini 2023’te yakalayacağız” diye konuştu...
quick report / who's the new audience? a seminar at montehermoso / "there is no audience"
2009 gave me the possibility of realizing the two proposals I have produced just after Curatorlab process. The proposals were selected by international juries from applications sent to open calls. After putting the Montehermoso show, "There is no audience" I have started to work on the installation of the second exhibition same year immediately, "Time-Challenger" for HISK in Gent.
Today, I was with Natasa Petresin Bachalez, Susanne Kriemann, and Alina Serban at Montehermoso for the discussion of the question"who is the new audience?" and we all focused on how we consider the position of the audience in our work through filtering the question of: -When designing a form of collaboration and interaction through your work, how do you strategically, metaphorically, conceptually deal with the presence-absence of the audience?
Here are the list of some questions produced i order to trigger the speakers from me.
- Is there a difference between dziga vertov's "the man with a -movie- camera" or "the man with a web cam"?
- are you a facebook/google/blog/youtube/wikipedia etc. user? and you were not born with these technologies, so do you think how do they cognitively change you regarding your process of feeling, deciding, and analyzing?
- how do you consider the OBAMA campaign, in terms of a full package, cnn in colla. with youtube featuring facebook? what does the infrastructure tell us about today's visual tendencies?
- For whom do you produce for? What is your target audience? Who is the future audience for you in 5-10-50 etc. years (short term/long run) regarding the contemporaneity of your work?
- When do you see the audience in the process of production? When do they appear to you? How is the basic and the idael form of communication and interaction with the audience for you?
-Regarding the terms "contribution, participation and interaction", which have been playing very curicial roles during the latest discussions from relational aesthetics to socially engaged art, how can you reflect on your attutitue, ethics,and way of dealing with the form of including "some others" into the process?
- In terms of blogbuster exhibitions and new (pr) strategies in the museum networks, how can we balance the number of the audience with the quality of the discussion?
- How does national representation, ethic marketing, and populism affect the audience? Is seeing Venice Biennial very different from watching Eurovision?
- One of my intentions with "There is no audience" exhibiiton was to update P. Virilio's question of "contemporary art, sure, but contemporary with what?" with an answer, "contemporary with the audience!" Do you really feel that contemporary art has a friendly relationship with the reality and the identity of the audience? Or it is like everyone of us complains, we live in a bubble?
Here is the institutional framework of the discussion from Montehermoso:
"During artistic modernity one of the common places and conflicts associated with contemporary creation came into being, and this was the myth of the distance between creator and audience. This supposed separation between artists and audience has conditioned not only artistic education but also the actual construction of the figure of the creator. This seminar seeks to analyse the changes that are occurring in the idea of “art audiences”, and in the way in which artists incorporate the notion of spectator into their creations."
Here is my draft proposal:
A seminar about the audience-design and public communication in contemporary art practice:
Who is the New Audience? US President Barack Obama is the first elected president who campaigned with a CNN debate, a Facebook page and a YouTube channel, using the Internet to communicate directly with Americans in a way unknown to previous presidents. This can also be seen as one of the latest successful examples of designing a direct communication with the potential citizen as an audience profile; participatory, discursive, and critical plus demanding for change. What about the transformation of the audience in the contemporary art practice? How do the institutions design their target audience? What kind of strategies do artists and curators use to communicate with their audience? How does the artistic research and knowledge respond to these transformations?
The debate started to question the term proposed by Irith Rogof (coming work, "Looking Away"), "participating singularities" and focusing on the department of education and pedagogy at the museum structures in terms of how mediation and translation operate in the process of circulation.
We discussed the new citizen as the new audience profile referring to the Romanian context of how contemporary art practice has been utilized in the process of European Union integration as well as the contemporary image politics around the problem of access and value. With S. Kriemann's practice, we had the chance of focusing on the form and the nature of image, the historicity behind and the archeological entity of romantic capitalism.
We ended up stating that:
We as the professionals should work on trying to go beyond the OPENING DAY for processing a dialogue with the audience in order to demand more and more time-investment from them.
Jun 18, 2009
INSTALLATION DIARY, "TIME-CHALLENGER, an exhibition about critical reconstruction" HISK, Ghent, Belgium curated by adnan yildiz "
Jun 17, 2009
Jun 15, 2009
from ashkan's daily reports, tehran
...Once again, another element bearing too much similarity to 1979 – a nationwide series of demonstrations and clashes, a leveling of social and economic contradictions, unification under religious rhetoric and the protest of clerics through self-enclosure at home and the call for an assembly of review. This is becoming all too quickly uncanny...





















